top of page

Kalkınma Yolu Projesi
Irak’ta Etnik Temelli Çatışmaları Azaltabilir Mi?

Bilal Uygur

KALKINMA YOLU PROJESİ, IRAK’TA ETNİK TEMELLİ ÇATIŞMALARI AZALTABİLİR Mİ?


Bu analiz, Kalkınma Yolu Projesi’nin Irak’ta etnik temelli çatışmaları azaltma potansiyelini, Irak Türkmenlerini örnek vaka olarak ele alarak incelemekte; ekonomik entegrasyon, güvenlik ve kapsayıcılık arasındaki ilişkinin Irak’taki kırılgan istikrar üzerindeki etkilerini tartışmaktadır.


GİRİŞ


16 Ocak Türkmen Şehitleri Günü, Irak Türkmenlerinin kolektif hafızasında belirli bir tarihsel travmanın anılması olmanın ötesinde, Irak’ta etnik kimliklerin güvenlik ve siyasal düzenle kurduğu sorunlu ilişkinin sembolik bir yansımasıdır. Kerkük Katliamı, merkezi otoritenin zayıfladığı ve siyasal rekabetin sertleştiği dönemlerde, etnik grupların nasıl hızla şiddetin nesnesi hâline gelebildiğini göstermesi bakımından Irak siyasal tarihinin kritik kırılma noktalarından biridir.[1]

Irak’ta etnik temelli şiddetin tarihsel sürekliliği, Türkmenler açısından iki kritik kırılma anı üzerinden okunabilir. İlki, 14–16 Temmuz 1959 tarihlerinde Kerkük’te, merkezî devlet otoritesinin zayıfladığı ve yerel siyasal rekabetin yerelsilahlı aktörler aracılığıyla şiddete evrildiği süreçtir. İkincisi ise 16 Ocak 1980’de Abdullah Abdurrahman ve arkadaşlarının idam edilmesiyle sembolleşen ve Baas rejiminin güvenlikçi merkezîleşme politikaları çerçevesinde Türkmen siyasal temsilinin sistematik biçimde tasfiye edildiği dönemdir. Farklı siyasal bağlamlarda gerçekleşmiş bu iki olay, Irak’ta etnik çeşitliliğin kriz anlarında kapsayıcı yönetişim yerine baskı ve dışlama mekanizmalarıyla yönetildiğini göstermesi açısından ortak bir yapısal zemine işaret etmektedir. Bu nedenle Türkmen Şehitleri Günü, güncel etnik şiddet ve istikrar tartışmaları bakımından yalnızca tarihsel değil, analitik bir referans noktası niteliği taşımaktadır.[2]

Irak’ta etnik çatışmaların sürekliliği, yalnızca tarihsel rekabetlere veya toplumsal farklılıklara indirgenemeyecek ölçüde, devlet kapasitesi, ekonomik entegrasyon eksikliği ve mekânsal eşitsizliklerle yakından ilişkilidir.[3] Bu nedenle etnik şiddetin azaltılmasına yönelik tartışmaların, güvenlik merkezli yaklaşımların ötesine geçerek, ekonomik bütünleşme ve altyapı temelli projeler çerçevesinde de ele alınması gerekmektedir. Son dönemde gündeme gelen Kalkınma Yolu Projesi, bu bağlamda Irak’ta istikrar üretme potansiyeli taşıyan yapısal girişimlerden biri olarak öne çıkmaktadır.

Bu analiz, Kalkınma Yolu Projesi’nin Irak’ta etnik temelli çatışmaları azaltma kapasitesini sorgulamakta; Irak Türkmenlerini ise bu ana araştırma sorusunu test eden bir örnek vaka olarak ele almaktadır. Türkmenlerin tarihsel olarak maruz kaldığı siyasal ve ekonomik entegrasyon eksikliği ve güvenlik kırılganlığı, söz konusu projenin etnik gerilimler üzerindeki muhtemel etkilerinin değerlendirmesiaçısından elverişli bir zemin sunmaktadır.


IRAK’TA ETNİK ÇATIŞMALARIN YAPISAL DİNAMİKLERİ


Irak bağlamında etnik şiddet, farklı etnik ve mezhepsel toplulukların siyasal temsil, toprak kontrolü ve ekonomik kaynaklara erişim üzerindeki rekabetinin, devlet kapasitesinin zayıfladığı dönemlerde yerel silahlı aktörler aracılığıyla şiddete evrilmesi olarak tanımlanabilir. (Bu çalışmada “yerel silahlı aktörler” ve “paramiliter yapılar” ifadeleriyle; Irak’ta farklı dönemlerde merkezî devlet otoritesinin zayıfladığı veya güvenlik kapasitesinin parçalı hâle geldiği koşullarda ortaya çıkan, resmî güvenlik kurumlarının dışında faaliyet gösteren ya da bu kurumlarla tam olarak bütünleşmemiş, hukuki statüsü ve emir–komuta ilişkileri tartışmalı silahlı yapılar kastedilmektedir. Bu aktörler, tarihsel bağlama bağlı olarak zaman zaman devlet aygıtıyla uyumlu, zaman zaman ise yerel siyasal ve toplumsal güç dengeleri doğrultusunda özerk biçimde hareket edebilmiştir.) Bu şiddet biçimi, yalnızca topluluklar arası çatışmalarla sınırlı kalmamakta; kimi durumlarda devletin güvenlik aygıtlarının veya bunlarla bağlantılı paramiliter yapıların belirli etnik grupları hedef aldığı bir güvenlik pratiği olarak da ortaya çıkmaktadır.[4]1959 Kerkük olaylarında Türkmenler, merkezî otoritenin sınırlı olduğu bir ortamda yerel siyasal rekabet ve silahlı grupların etkisiyle etnik şiddetin doğrudan hedefi hâline gelirken; 1980’li yıllarda ve 2003 sonrası dönemde Kerkük, Tazehurmatu ve Telafer gibi etnik açıdan heterojen bölgelerde Türkmenler, Kürt ve Arap silahlı aktörler ile devletle bağlantılı paramiliter yapılar arasındaki güç mücadelesinin yarattığı güvenlik boşluklarından olumsuz etkilenmiştir.[5]Bu örnekler, Irak’ta etnik şiddetin belirli bir aktör veya döneme indirgenemeyeceğini; aksine siyasal rekabet, güvenlik boşlukları ve dışlayıcı yönetişim pratiklerinin birleşimiyle yeniden üretildiğini göstermektedir.

Irak’ta etnik çatışmalar, büyük ölçüde devletin kurumsal kapasitesindeki zayıflıklar ve siyasal düzenin kapsayıcı olmaktan uzak yapısı ile bağlantılıdır. Batatu’nun Irak toplumuna ilişkin klasik çalışması, modern Irak devletinin oluşum sürecinde etnik ve mezhepsel grupların siyasal sisteme eşitsiz biçimde entegre edildiğini ortaya koymaktadır.[6]Bu durum, özellikle devlet otoritesinin zayıfladığı dönemlerde, kimlik temelli gerilimlerin hızla şiddete evrilmesine zemin hazırlamıştır.

Etnik çatışmaların sürekliliğinde ekonomik faktörler de belirleyici rol oynamaktadır. Gelir dağılımındaki dengesizlikler, altyapı yatırımlarının belirli bölgelerde yoğunlaşması ve çevresel bölgelerin sistematik biçimde süreç dışında bırakılması, etnik kimliklerin siyasal taleplerle birleşmesini kolaylaştırmaktadır. Kerkük ve çevresi, hem doğal kaynaklar hem de demografik çeşitlilik nedeniyle bu dinamiğin en görünür olduğu alanlardan biridir.[7]

Irak Türkmenleri bu yapısal sorunların kesişim noktasında yer almaktadır. Siyasal temsil mekanizmalarına sınırlı erişimleri, güvenlik mimarisinde yeterince yer bulamamaları ve ekonomik kalkınma süreçlerine dâhil edilmemeleri, Türkmenleri kronik bir kırılganlık hâline sürüklemiştir. Bu kırılganlık, Türkmen bölgelerini etnik rekabetin ve şiddetin olası test alanına dönüştürme riski barındırmakta; aynı zamanda kalkınma temelli projelerin olası etkilerini değerlendirmek için önemli bir örnek sunmaktadır.


KALKINMA YOLU PROJESİ: GÜVENLİK VE KALKINMA ARASINDA BİR ÇERÇEVE


Kalkınma Yolu Projesi, Irak’ın güneyinden başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanması planlanan çok katmanlı bir ulaşım ve lojistik hattı olarak, yalnızca ekonomik bir girişim değil, aynı zamanda Irak’ın siyasal ve güvenlik mimarisini yeniden şekillendirme potansiyeline sahip bir projedir. Projenin temel iddiası, Irak’ı bölgesel ticaret ağlarına entegre ederek devlet kapasitesini güçlendirmek ve kronik istikrarsızlığı besleyen yapısal sorunları hafifletmektir.

Literatürde kalkınma–güvenlik ilişkisi, özellikle kırılgan devletler bağlamında, ekonomik bütünleşmenin şiddet dinamiklerini sınırlayıcı bir işlev görebileceğini öne sürmektedir. Altyapı yatırımları, yalnızca istihdam üretmekle kalmamakta; merkezi devletin çevre bölgelerde görünürlüğünü artırarak siyasal meşruiyetini pekiştirmektedir. Irak bağlamında bu durum, uzun süredir merkezi devlet yatırımlarından sınırlı ölçüde faydalanmış olan ve etnik/mezhepsel açıdan heterojen bir yapıya sahip Kerkük, Telafer ve Tazehurmatu gibi bölgeler açısından özel bir önem taşımaktadır.[8]

Irak Türkmenlerinin yoğun olarak yaşadığı Kerkük, Telafer ve Tazehurmatu yerleşimleri, Kalkınma Yolu Projesi’nin Basra’dan başlayarak Bağdat üzerinden Türkiye sınırına uzanması öngörülen ana ulaştırma ve ticaret aksı üzerinde ve bu aksa doğrudan bağlantı sağlayabilecek tali güzergâhlar üzerinde konumlanmaktadır. Bu coğrafi yerleşim, söz konusu bölgelerin lojistik merkezler, depolama alanları ve ulaştırma destekli yan sanayi faaliyetleri açısından projeye dâhil edilmesini teknik olarak mümkün kılmaktadır. Bununla birlikte, Türkmen yerleşimlerinin Kalkınma Yolu güzergâhına coğrafi olarak yakın olması, başlı başına bir avantaja işaret etmemektedir. Aksine, bu yakınlık; idari kontrolün parçalı olduğu, güvenlik yetkilerinin merkezi devlet ile yerel silahlı aktörler arasında bölündüğü bir ortamda, fırsatlardan faydalanamama potansiyeli de taşımaktadır.

Bu bağlamda Kalkınma Yolu Projesi, yerel istihdamın artırılması, bölgesel tedarik zincirlerinin kurulması ve ulaştırma altyapısına dayalı ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesi yoluyla Türkmenlerin yaşadığı bu coğrafi hattı somut ekonomik fırsatlara dönüştürebilir. Bununla birlikte, bu potansiyelin gerçekleşmesi, Türkmenler için fırsat üretmesi, coğrafi konumdan ziyade; yönetişim mekanizmalarının kapsayıcılığına ve ekonomik faydanın tüm Irak halkının menfaatine olacak şekilde dağıtılmasına bağlıdır.


TEST VAKASI OLARAK TÜRKMEN BÖLGELERİ


Irak Türkmenlerinin yoğun olarak yaşadığı Kerkük, Telafer ve Tazehurmatu hattı, Irak’taki etnik çatışmaların yapısal dinamiklerini gözlemlemek açısından kritik bir test alanı sunmaktadır. Bu bölgeler, hem demografik çeşitlilik hem de siyasal rekabetin yoğunluğu nedeniyle, merkezi devletin kapasite sorunlarının ve kapsayıcılık eksikliğinin en görünür biçimde hissedildiği alanlar arasında yer almaktadır.

Batatu’nun Irak toplumuna ilişkin analizleri, devletin çevresel gruplarla kurduğu ilişkinin çoğu zaman eşitsiz entegrasyon ve seçici himaye üzerinden şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu yapı içerisinde Türkmenler, ne çoğunluk kimliğinin sağladığı siyasal avantajlara ne de uluslararası koruyucu aktörlere erişebilmiş; kriz dönemlerinde kolaylıkla hedef hâline gelen bir “ara grup” konumunda kalmıştır.

Kalkınma Yolu Projesi, Türkmen bölgeleriaçısından bu kırılganlığı dönüştürme potansiyeline sahip sınırlı fakat önemli bir imkân sunmaktadır. Kalkınma Yolu Projesi’nin kapsayıcı biçimde hayata geçirilmesi, ekonomik entegrasyon ve bölgesel istikrarı güçlendirmepotansiyeline sahiptir.

Bu nedenle Türkmen bölgeleri, Kalkınma Yolu’nun etnik çatışmaları azaltıcı bir araç olup olmadığının değerlendirilmesiaçısından kritik bir örnek vaka niteliği taşımaktadır. Projenin bu bölgelerde yaratacağı etki, Irak genelinde benzer kalkınma girişimlerinin istikrar üretme kapasitesine dair önemli ipuçları sunacaktır.


SINIRLILIK VE RİSK SENARYOLARI


Kalkınma Yolu Projesi’nin Irak’ta etnik gruplar arasında ortak bir ekonomik ve siyasal payda oluşturma potansiyeli, belirli yönetişim ve güvenlik koşullarına bağlı olarak farklı sonuçlar üretebilecek çeşitli risk senaryolarını da beraberinde getirmektedir. Projenin kapsayıcı ve bütünleştirici bir etki yaratabilmesi, yalnızca ekonomik ölçeğine değil; kaynak dağıtımının şeffaflığına, karar alma süreçlerinin kapsayıcılığına ve güvenlik ortamının istikrarına doğrudan bağlıdır. Bu unsurların zayıf kaldığı senaryolarda, kalkınma projelerinin beklenen istikrar üretici etkisi sınırlı kalabilmektedir.

Irak örneğinde, ekonomik kaynakların ve altyapı yatırımlarının dağıtımı tarihsel olarak etnik ve mezhepsel rekabet dinamikleriyle iç içe geçmiştir. Bu bağlamda, benzer bir dağıtım pratiğinin sürmesi hâlinde, büyük ölçekli projelerin toplumsal kesimler tarafından eşit fayda üreten girişimler olarak değil; belirli gruplara avantaj sağlayan araçlar olarak algılanması ihtimali ortaya çıkabilmektedir. Fanar Haddad’ın da işaret ettiği üzere, ekonomik projelerin siyasal rekabet bağlamına eklemlendiği durumlarda, kalkınma söylemi toplumsal bütünleşmeyi güçlendirmek yerine mevcut fay hatlarını görünür kılabilmektedir.[9]

Devlet otoritesinin parçalı kaldığı ve silahlı aktörlerin sahadaki etkisinin sürdüğü bölgelerde ise farklı bir risk senaryosu öne çıkmaktadır. Şeffaflık mekanizmalarının zayıf olduğu ve yerel katılımın sınırlı kaldığı koşullarda, büyük altyapı projeleri yerel güç dengelerini yeniden şekillendirerek bazı grupların görece daha avantajlı konumlara erişmesine, diğerlerinin ise sürecin dışında kalmasına yol açabilmektedir. Bu tür asimetrik kazanımlar, kalkınma projelerinin istikrar üretme kapasitesini sınırlayan bir senaryo oluşturmaktadır. Nitekim Irak’ta güvenlik sektörü ile siyasal alan arasındaki geçirgenlik, ekonomik faydanın dengeli biçimde dağıtılmadığı durumlarda projelerin yeni gerilim alanları üretme ihtimalini artırmaktadır.

Bu çerçevede, Kalkınma Yolu Projesi tek başına ve eşlik eden güvenlik reformları olmaksızın istikrar üreten bir araç olarak değerlendirilmemelidir. Güvenlik boyutunun ihmal edildiği senaryolarda, altyapı yatırımlarının sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşması güçleşmektedir. International Crisis Group’un Irak’taki paramiliter yapılar üzerine yaptığı değerlendirmeler, güvenlik ortamının kırılgan olduğu bölgelerde ekonomik projelerin yerel güç ilişkilerinden bağımsız ele alınamayacağını ortaya koymaktadır.[10]

Etnik grupların projeye eşit erişimini sağlayacak yönetişim mekanizmalarının yetersiz kaldığı bir senaryoda ise Kalkınma Yolu’nun çatışma azaltıcı etkisi sınırlı kalabilir. Özellikle siyasal temsil ve karar alma süreçlerine erişimi görece sınırlı olan gruplar açısından, ekonomik faydanın dengeli dağılmaması toplumsal tepki üretme potansiyelini artırmaktadır. Bu durum, geçmişte gözlemlenen yönetişim sorunlarının farklı bir bağlamda tekrar etmesi anlamına gelmekte ve projenin bütünleştirici kapasitesini zayıflatmaktadır.

Son olarak, Kalkınma Yolu’nun bölgesel rekabet bağlamında jeopolitik bir araca dönüşmesi ihtimali de bir diğer risk senaryosu olarak öne çıkmaktadır. Projenin Irak’ın iç dinamikleriyle yeterince uyumlu biçimde tasarlanmaması ve uygulanmaması hâlinde, yerel toplumsal fay hatlarının derinleşmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle kalkınma ve güvenlik arasındaki ilişkinin, yerel aktörleri merkeze alan çok katmanlı ve kapsayıcı bir yaklaşımla ele alınması, projenin uzun vadeli istikrar üretme kapasitesi açısından kritik önem taşımaktadır.


SONUÇ


Bu analiz, Kalkınma Yolu Projesi’nin Irak’ta etnik temelli çatışmaları azaltma potansiyelini, Irak Türkmenleri üzerinden test eden bir çerçeve sunmuştur. İnceleme, Irak’taki etnik şiddetin yalnızca tarihsel veya kimliksel faktörlerle açıklanamayacağını; devlet kapasitesi, ekonomik entegrasyon eksikliği ve mekânsal eşitsizliklerin bu süreci yapısal biçimde beslediğini ortaya koymaktadır. Kerkük Katliamı gibi tarihsel kırılma anları, bu yapısal sorunların kriz dönemlerinde nasıl şiddete dönüştüğünü göstermesi bakımından güncelliğini korumaktadır.

Kalkınma Yolu Projesi, bu bağlamda Irak’ta istikrar üretme potansiyeline sahip olmakla birlikte, bu potansiyelin kendiliğinden gerçekleşmeyeceği açıktır. Projenin etnik çatışmaları azaltıcı bir etki yaratabilmesi, yalnızca ekonomik büyüklüğüne değil; kapsayıcılık düzeyine, yerel aktörlerle kurduğu ilişkiye ve güvenlik mimarisiyle olan uyumuna bağlıdır. Türkmen bölgeleri, bu ilişkinin başarıyla kurulup kurulmadığını ölçmek açısından kritik bir test alanı sunmaktadır.

Analiz bulguları, Kalkınma Yolu’nun bütün yerel aktörlerinsiyasal ve ekonomik sisteme entegrasyonunu sağlayacakbiçimde tasarlanması hâlinde, etnik gerilimleri sınırlayıcı bir işlev görebileceğini göstermektedir.


Kaynakça:

Batatu, Hanna. The Old Social Classes and the Revolutionary Movements of Iraq. Princeton: Princeton University Press, 1978.

Bengio, Ofra. The Kurds of Iraq: Building a State within a State.

Boulder: Lynne Rienner Publishers, 2012.

Fanar Haddad. Sectarianism in Iraq: Antagonistic Visions of Unity. Oxford: Oxford University Press, 2011.

Anderson, Liam ve Gareth Stansfield. Crisis in Kirkuk: The Ethnopolitics of Conflict and Compromise. Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 2009.

World Bank. World Development Report 2011: Conflict, Security and Development.

Washington DC: World Bank, 2011.

International Crisis Group. Iraq’s Paramilitary Groups: The Challenge of Rebuilding a Functioning State, Middle East Report No. 188, 30 July 2018.


[1] Hanna Batatu, The Old Social Classes and the Revolutionary Movements of Iraq, s. 821–825

[2] Hanna Batatu, s. 872–879;

Ofra Bengio, The Kurds of Iraq 2012, s. 210–214

[3] Fanar Haddad, Sectarianism in Iraq, s. 25–29

[4] Fanar Haddad, s. 25–33

[5] Hanna Batatu, s. 872–879.;

International Crisis Group, Iraq’s Paramilitary Groups, s. 6–9

[6] Hanna Batatu, s. 34–38, 107–112

[7] Liam Anderson & Gareth Stansfield, Crisis in Kirkuk, s. 52–58

[8] World Bank, World Development Report 2011: s 20-21

[9] Fanar Haddad, s. 23–29

[10] International Crisis Group, s. 18–19

bottom of page